yiannos economou official siteyiannos economou video workyiannos economou statements reviews articlesyiannos economou biographyyiannos economou email, telephone, address

 

Interviews catalogue text personal statemnts

FEAR IS A MAN'S BEST FRIEND

BY Zeynep Yasa Yaman

For English here

For Greek here

 

"Dün gece bir rüya gördüm. Rüyamda güzel bir kraliçe ile evli bir kraldm. Yedi tane çocuğum vard. Sonra uyandm ve hepsi gözden kayboldu. Şimdi ise bir oğlum öldü. Rüyamda kral iken sahip olduğum yedi çocuğu kaybettiğime mi üzüleyim, yoksa uyank iken kaybettiğim oğluma mı? Karar veremiyorum. Bu yüzden sükunetimi koruyorum"

Sözler,  Yiannos Economou’ya ait değil.

Zeynep Yasa Yaman

Yiannos Economou, 1970’lerden bu yana modernizm-postmodernizm eleştirileri ekseninde kullanılan “şizofreni”, “kişilik çözülmesi”, “iki yönlü engellenme”, “çözümsüzlük”, “yönsüzlük” gibi postyapısalcı termonolojiye ve dijital yeni medya teknolojilerine yakın bir kamera diliyle kurguladığı işlerinde parçalanma, sökülme, yerinden edilme, yinelenme, yersiz yurtsuzlaşma kavramlarını öne çıkaran video çalışmaları gerçekleştiriyor. Çoğu işlerinde, söylemleştirilen politikaları engelsiz dümdüz bir yolda göstermek yerine belleğinin derinlerine gizlediği zihinsel şifrelere kodluyor, üzerinde düşünülmesi gereken, ele geçmesi zor bir  “gerçeklik” algısı yaratıyor; şiirli ve bilmeceli. Katkıda bulundukları korku ve şiddete kayıtsız kalan toplumların sessizliğini, teknolojinin yönettiği günlük yaşamda örtbas edilenleri videoya aktarıyor. Neokapitalizmin, siyasetlerin/iktidarların karanlık, tekinsiz gölgesiyle kaplı yaşamsal kesitlere odaklanıyor.

Yapıtlarında doğa ve teknolojiyi karşı karşıya getirerek toplumsal varoluşu içinde insan duygularını, algılarını sorunsallaştıran Economou, anlatımında, mekân ve müzik seçiminde- ya da kendi yarattığı belirsiz kaotik mekânlarda- duvarları aşıyor, yerçekimsiz bir uzamda, geçmişle bugün arasında gidip gelen sorgulayacı, acı/lı-masız ve hüzünlü bir bakış sergiliyor; koordinatlarını yitirmiş bir dünyanın “şizofrenik” belleğiyle biraraya getirdiği karmaşık ve gizemli bir görsellik oluşturuyor. Yapıtlarına egemen olan kaçma ve saklanma, öte yandan da yollara düşme isteği görünenin anlamsal ve optik bulanıklığında  ele aldığı konuları farklı “bakış” açılarından izlememize neden oluyor. Küreselleşmenin yaygınlaştırdığı makinalaşan, yabancılaşan, metalaşan android dünyayı küçük anlatılar çevresinde okuyor; kendilerine bir korku evreni yaratan toplumların, kişilerin duygularına, duyarlı anlarına dokunuyor.

Economou da  “modernizm”e kuşku ile yaklaşan sanatçılar gibi çağdaş dünyanın tüm güvenilirlik olasılıklarını sorgulamaktan geri kalmıyor.  Serin çeşmeler, mis kokan esintiler ile yazın sıcaklığından korunmak yerine yaşamın anlamı üzerine endişe duyuyor. İçindeki toplumsal ve kişisel birikimi, hiç kimsenin ölümden/korkudan kaçamayacağı gerçeğiyle ilişkilendiriyor. Yaşamını tüm acılar ve zevkleri ihmal etmeden  sürdürmeyi ve bunların ötesinde de bağlantılarından sıyrılamayacağının ayırdında olarak gerçeği kavramayı istiyor.

Marshall Bermann, modern olmanın çelişkisini, “Bunların hepsi de hem bir değişim-kendilerini ve dünyalarını dönüştürme- istemi hem de hayatın  parçalanmasının, çözülme ve dağılmasının doğurduğu dehşetin etkisiyle harekete geçiyorlar. Hepsi de “katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği” bir dünyada yaşamanın heyecan ve korkusunu biliyorlar.

Modern olmak, parodoks ve çelişkilerle dolu bir hayat sürdürmek demektir. Çağdaşlık, ortak yaşamları kontrol etmek ve çoğu zaman yoketme gücüne sahip devasa bürokratik örgütlerin gölgesi altında yaşamak, ama gene de bu güçlerin karşısına çıkmaktan, dünyayı değiştirmek ve bizim kılmak için savaşmaktan bir an olsun caymamak demektir. Aynı zamanda hem devrimci hem de muhafazakar olmak, yeni deneyim ve serüvenin yol açtığı nihilistçe derinlikler karşısında korkuya kapılmak, her şey buhar olup giderken bile gerçek bir şeyler yaratıp onlara tutunmak istemiyle yanıp tutuşmak demektir. Hatta denebilir ki tam anlamıyla modern olmak biraz da antimodern olmak demektir.” sözleriyle ifade ediyor  Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor kitabına yazdığı sunuş yazısında.   UNESCO Dünya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma listesine alınan Baf’ta yaşayan Economou, Kıbrıs adasının modernleşirken modernleşmeye direnen bu küçük yerleşimindeki  “buharlaşma”nın ayırdında.  Olasıysa yeniden doğumun, beyaz gürültü ve kaosun içinde mi gerçekleşebileceğine dair sorular ve kuşkularla cebelleşiyor.  John Cale’in The Velvet Underground’la yaptığı karanlık, kirli ve gürültülü Beyaz Işık/Beyaz Ateş-White Light/White Heat, 1968’indeki son derece öfkeli ve saldırgan müziğini, Don DeLillo’nun Beyaz Gürültü/White Noise, 1985’suna  bağlayan aynı çelişki, korku ve ironi. Başka biçimde söylenirse modern olan her şeyin beyazlaştığına sanatıyla tanıklık ediyor da denebilir. Baf’ın korunaklı tarihi coğrafyasına saklanmayı başaramıyor Economou. Gündelik yaşamın içindeki bu ürkütücü ‘nur’a odaklanıyor.  Orada, yanı başımızda duran, beyaz ışık saçacak kadar ısıtılmış maddeden; dillendir-e-mediğimiz güçlü korku duygusundan  kaçış, “Üç Maymun” u düşündürtüyor; ak ışık, akkor, ak gürültüye sığın/ma-ma-yı beraberinde getiriyor. Economou’nun işi yönlendirilmiş algıların altında yatanı göstermek.

Küçük Kara Balık/Little Land Fish Sergisi konsepti için önerilen Samed Bahrengi’nin Küçük Kara Balık/Little Black Fish  öyküsünün Yiannos Economou’ya korkunun, aklı felce uğrattığında, hayali balık toplumunda olduğu gibi insanları ve toplumları özgürlüğe doğru ilerlemeden alıkoyabileceğini düşündürtmesi bir tesadüf değil. Bu öykü, onun gençliğini ve varoluşunu belirleyen ipuçları ile dolu.

Bir zamanlar William Turner’ın yaptığına benzer biçimde teknolojinin yükünden doğanın gizemine sığınan, güneşin doğuşu, batışı, fırtına, dalgalara teslim olmayı reddeden gemidekilerin mücadelesi, doğal afetler, ve diğer atmosferik olayları katastrofik, romantik, masalsı bir çerçeveden düş gücünün yardımıyla dramatize edişine, bilmeceli bir perspektiften sunuşuna  benzer bir yol izleyerek bir çok insanın yaşamaktan kaçınacağı, yaşamadığı ya da gözlemleyemeyeceği doğasal ve toplumsal olayları, travmaları- bugünden- yeni teknojilerle donatılmış  bir gösterim diliyle hem bulanıklaştırıyor hem de görünür kılıyor. Bu korku filminin sonu için kesin bir önermeden kaçındığı gibi düşüncelerini izleyiciyle net olarak paylaşmak da istemiyor. Gözün açıkça algılamayacağı ama duyumsayabileceği tinsel bir dille ele alıyor sorunları. Savunmasız, dehşet verici, acımasız, bulanık, ayırdedilemez, zorlu bir açık/kapalı-lıkla.

Economou’nun, Kıbrıs’ın dört bir yanına dağılmış modern savaş tahkimatını ihmal ederek  görünüşte kullanılmayan koruganlara bakması,  bu anlamsız ve tehditkâr duvarları, yaratılan klostrofobik  labirentte,  belirgin bir bilgi doğrultusunda açıklanamayan televizyon imgelerine dönüştürmesi Michel Serres’in “Bana nasıl düşüneceğimi kim öğretecek?” sorusunu anımsatıyor. Şifrelenen iletilerin televiyon aracılığıyla çözülerek işitilir, görünür hale dönüştürülmüsi, unutulan La Fontaine masallarını yeniden okumanın gerekliğini getiriyor akla. Doğaya yerleştirilmiş, insan tasarımı koruganların aurasına sinen yaşanmışlıkları ve korkuyu  Don DeLillo’nun Beyaz Gürültü’süne yaklaştıran  ortaklık,  Aldous Houxley’in de Cesur Yeni Dünya’da dile getirdiği, II. Dünya Savaşı sonrasında giderek ivme kazanan sanayi sonrası toplumun bilimsel araştırmalar ve her gün çoğalan teknolojik  yenilikler ortamında akıl sağlığının imkânsızlığına yaptığı vurguda yatıyor. Huxley bu durumu “İnsanlığa hizmet edenler onur ve anımsamayı hak ederler. Profesörler için bir Panteon inşa edelim. Bu tapınağı Avrupa ya da Japonya’nın yerle bir olmuş kentlerinden birinin kalıntıları arasına yapar ve mahzen mezarın girişinin üzerine, iki metrelik harflerle şu basit sözcükleri kazırdım: Dünya eğitmenlerinin anısına adanmıştır: Su monumentum requiris sircumspice. (Lat. Eğer anıtını ararsan etrafına bak. )” biçiminde ironik bir dille eleştiriyor II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, 1947’de.

“Korku İnsanın En İyi Arkadaşıdır/“Fear is a Man’s Best Friend, 2010” videosu, beyazlık içinde belirginleşerek netleşen, gözleri oyulmuş bir portreyi andıran koruganın doğa içindeki sessiz yalnızlığıyla başlıyor. Bir başına saçları beyazlanmış yaşlı bir yüz gibi görmüş geçirmiş bir ağırlığı var. Bu dimdik ve onurlu koruganların giderek çürüyen beden duvarlarına, gözetleme deliklerine tutunmuş örümcek ağları, bitki kökleri,  korunma refleksinin örtülü geçmişine bir kapı aralıyor.

Economou, yapıtında, Kıbrıs’ın birçok yerine dağılmış, malını, canını, kültürünü, dinini, ülküsünü korumak için inşa edilmiş, bugün yıkık dökük, metruk haldeki koruganları içerden okuyarak bakışı sınırlayan kabullerin zihinsel açılımları üzerine yoğunlaşıyor; Kıbrıs coğrafyasında çizilen korku haritasının peşine düşüyor.  Videosuna koyduğu adı John Cale’in Fear /Korku albümündeki “Fear is a Man’s Best Friend” şarkısından alıntılaması;  Economou’nun şarkının nakaratı da olan bu “en iyi dost”, üzerine oldukça uzun süredir düşündüğünü duyumsatıyor. Şarkı liriğinin dillendirdiği duygu, karmaşa ve öfkeyle biçimlenen müziği doğanın sesleri ile yer değiştirterek “beyaz gürültü” ye dönüştürüyor. İzleyici istiyorsa John Cale’in şarkısını da söyleyebilir içinden.

Kıbrıs toplumu için daha ilk bakışta  savaşı, savunma-ma-yı, parçalanma ve bölünmeyi akla getiren bu yapılar, doğa içindeki anıtsal gizemlilikleriyle, hallüsinasyonlar, görüntüler, gündüz düşleri için belirgin bir kışkırtıcı. Savaş sonrası çocukları için büyükler tarafından inşa edilmiş, bugün için anlamlarını yitirmiş, unutulmuş birer oyun alanı olarak kullanılan koruganlar, geçmişte kalmış bir savunma yapısının imgeleri  olarak algılandığında hem masumiyeti, ırza geçilmiş bekareti, hem de ürkütücü, parlak vizyonlarını hala koruyanların tasavvurlarını getiriyor akla. Öte yandan da anımsayanları,  deneyimlerini yeniden canlandırmaya davet eden içsel bir kır sineması gibi.  Eceonomu’yu içine doğru emen koruganlar, onun,  birikmiş anı deposundan çekip çıkardığı zihinsel süreçlerini- aslında kendine katlandığı  ve değişmediği halde- fantastik kaleidoskopik kolajlarda birleştirip ayrıştırmasına aracı oluyor. Nesneye odaklanan bu analitik, kaygan, kübist  perspektif, bir yandan  da ötekilerin görünmesine engel koyuyor, ya da konulan engellere işaret ediyor. Kamerasını Kıbrıs doğasının rahminde gezinen bir  prob gibi, içindeki quartz kristallerinin biçim değişikliklerine, titreşimlerine, ses dalgaları aracılığıyla   üretilen çoğaltılmış görüntülere doğrultuyor, probu terk eden ses dalgasnın beden içinde yansyacağ, krlacağ ya da emilip sya dönüşeceği bir yere ulaşana kadar ilerliyor; yakaladığı habis yaralı kara dokuları monitöre yansıtıyor; iletilen görüntüyü paylaşıyor, bir film gibi izleyiciye sunuyor. Economu, görünemeyeni kristalleştirip çoğaltarak ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) teknolojilerini anımsatan imgelerle ekrana taşırken bir yandan da görsel/sözel yapıları bilinçli olarak bozarak engelliyor. Marshall’ın tanımladığına benzer bir biçimde her şey buhar olup giderken bile gerçek bir şeyler yaratıp onlara tutunmak iste-ğ/m-iyle mi yanıp tutuşuyor? Sanki ölüm yemini eden seslerin perdelendiği ayrıştırılmış piksellerin arasında olası bir yeni doğumu izlemek üzere en yüksek doku kontrastnı görmek için bir çok düzlemde kesit arıyor, insan kulağnn duyamayacağ frekanstaki ses dalgalarndan yararlanarak, gerçek görüntüleri eş zamanlı olarak monitöre yansıtıyor. Yeni bir doğumun olasılıklarını Kıbrıs’ın rahminde tarıyor, takip ediyor; sorumlu bir hekim gibi yalnızca gözlemleri ve yaşadıklarıyla yetirmeyip MRI ve ultrasaonografi yöntemlerini  kullanmayı deniyor. Toplumsal bir muayene için  yetmişli yllarn başnda öne çıkan bu büyük teknolojik gelişmelerden de yararlanmak istiyor gibi; koyduğu tanıya karşın görüntülerin yorumlanmasnı zorlaştıran beyazlk ve siyahlğn kolayca açklanmasındaki, gri tonların nasıl oluştuklarının bilinmesindeki güçlükte yatıyor.

Yitik belleği harekete geçiriyor; beyaz camda birikmiş geçmişin geleceğe uzanan planlarını, seslerini, bir harabeye dönüşen duvarlarını, kameraya hapsediyor Economou. Hiçbir fiziksel engelin koruyamamasına karşın halklar için yapılmış, kalıcılığı olmayan bu gereksiz duvarlar, izleyiciyi,  Kıbrıs’ın tarihi ve toplumsal açmazlarına kitleyen metonomik bir gösterene dönüştürülüyor. Economou, küreselleşmenin yarattığı yeni kültür, doğa algısı ve teknoloji karşısında eriyip giden  sınırların izini sürerek politik yeğlemelerin, stratejilerin inşa ettiği büyük setler üzerinden yaşananları düşünmemize olanak sağlıyor. Doğanın ve mekânın görüntülerine, seslerine kapı aralıyor; bedenin ve zihnin algılarını çeşitlendiriyor. Belki de alışık olmadığımız bir biçimde hatırlamanın derin yansıtmaları içinde belirgin, dikte eden bir sese, söze gerek duymadan, uzman görüşlerine başvurmadan çekilmiş  bir tür belgesel ya da kısa film olarak değerlendirilebilir videosu.

İlk yazla uyanan, çeşitlenen, çoğalan flora ve faunadan yansıyan ses ve görselliği, kuş cıvıltıları, horoz ötüşleri, köpek havlamaları, eşek anırmaları, çekirge, cırcır böceği, kurbağa, sinek, vd. sesler, beyaz bir gürültünün içinde yavaşça dağılıp  yok oluyorlar. Bu beyazlığın içinde, mekânlara kıstırılmış sorunlar ve bunların yeniden ve yeniden inşasını duyumsatan çekiç sesleri ayak seslerine karışıyor: “tak tak/rap rap”. Savunma yapılarının labirentleştirilen farklı kesitlerinde dolanan kamera, gözetleme açıklığına odaklandığında birbirine karışan sesler arasında en tanımsız ve korkutucu olanı koruganları kullanmış insanlardan, mücahitlerden, askerlerden derlenmiş, üstü örtülü fragmanlar, belli belirsiz işitilen pesleştirilmiş sesler. İktidarların komutlarına hep bir ağızdan düzenli yeminlerle sloganlarla yanıt veren militaristlerin, zihinleri dogmalarla pariztlenen milliyetçilerin anlaşılması, işitilmesi güç haykırışları.  Ölü ruhların öte dünyadan kulağa ulaşması engellenen elektronik sesleri (EVP: Elektronik Ses Olgusu), elektronik hayaletlere karışıyor. Bu parapisikolojik yaklaşım, korkunun genlerimize işleyen DNA’sı, geçmişte yaşanan şiddetli bir patlamanın halen evrenin her yerinde salnan mikrodalga yayn olarak öte dünyadan bize ulaşan yansımaları mı?

Economu, metafizik olanla dünyasal bilginin olasılıklarını “korku” üzerinden paranormal bir olgu olarak sorunsallaştırıyor. MrMy Jason’un Beyaz Gürültü/White Noise filmindeki gibi yeni teknoloji, modern kentsel yaşantı, megalopollerin ışıltılı, gürültülü gerçekliği içinde ölümün derinliklerinden gelen seslerin, görüntülerin yarattığı korkuya, karanlığın içinden beyaz ışığa çekilen ölüm yolculuğuna geri dönüyor.  Bu korkudan, bozuk görüntülerin kuşattığı ekranı  kırarak, kurtulamayacağımızı anlamamıza neden oluyor.
Economou’nun, açık bir temsilden kaçınan süprematist kamera diliyle gerçekleştirdiği statik bir beyaz çerçeve içindeki içsel devinimin siyahla son bulan videosu, Kasimir Malevih’i ve onun eleştirmenlerce “Ölüm Karesi” olarak da adlandırılan  beyaz üzerindeki “Black Square/Siyah Kare”sini getiriyor akla. Yeni biçimlerin yüceliğine göndermede bulunuyor, görünüşteki hiçbirşeyin aslolanı yansıtmadığını anlaşılır kılıyor, sıfır noktasına geri dönüyor. Dünyasal olanı yeni bir kozmik dille kaydediyor, Malevich gibi aydınlık ve saflıktan yeni bir doğuma yönelmenin mükün olup olmadığını sorguluyor; kendine karmaşık dünya sanatı tarihi içindeki Ortodoks  köşesinden  ufak bir oyuk açıyor.

Aynı adaki ayrı bölgelerin sınırları içinde tarihin yükünü taşıyarak yaşayan Kıbrıslılar’dan, sürgün ve sığınmacılardan oluşan bir toplumda süre giden ayrıcalıklı, ayrımcı ve farklı  yaşantılar, gözlerini kâr ve zafer hırsı bürümüş saldırganlar, topraklarını ne olursa olsun başarılı bir şirket bütünlüğü içinde korumaya kararlı milliyetçiler, bu coğrafyayı fiziksel ve duygusal olarak bir harabeye çevirmeye, ömürlerini Prokrustes  yatağında dinlenerek geçirmeye kararlı görünüyorlar. Sınırların eridiği, merkezlerin çoğalarak paranın peşinde yer değiştirdiği bu yeni totaliter eksende hala kaba ve bili-m-ç dışı bir tür kölelik adına sürdürülen milatirizmi sanat yoluyla sorunsallaştırmayı deniyor Economou bir tarafta,  taraf tutmadan. Bu değişimler evreninde skca sarılınan her şeyin bir gün kaybedilebileceğini ve ama hiç birşeyin yok olmayacağını kavrıyor. Bir tür meditasyon yapıyor, varoluşunun anlamnı bilme ve aydınlanma arayışı içinde, umudunu sürdürerek.  Ölülerle konuşmayı şeytan işi olmaktan  bilinçli bir fanteziyle büyücü sanatçının dünyasına sokuyor. Economu’nun beyin ekranındaki anılarla oluşturduğu videosu aracılığıyla yarattığı korkuyla karışık saygı duygusu, denediği kehanetlerle ilişkili olmalı.
“Çıkış noktasını yönlendiren, birkaç yıl Önce bölünmüş halkları birbirinden ayıran bir çizgi üzerinde izlenen korkunç olaylara ilişkin televizyon imgeleri. Herhangi bir bilgiye, aydınlanmaya  ulaşmanın olanaksız olduğu karmaşık veriler içinde parçalanmış bu imge, değiştirilemez kararların ve hayaletlerle dolu tarihin neden olduğu elektronik ruhlardan öte bir şey. Yalnızca sıfırda, beyaz gürültüde, yeni bir yaratılışın karmaşasında doğabilir. “

Bu sözler Yiannos Economu’nun.

Ankara, Mart 2011.

 

 

 

 

 


Anonim, bir uzak doğu meseli.

Marshall Berman,1994., Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor (Özgün adı: All That Is Solid Melts Into Air), Çev. Bülent Peker, Ümit Altuğ, İstanbul, İletişim Yayınları, s. 7-8.

“Beyaz gürültü”, doğadaki ışık spektrumunun bütün frekanslarını içeren beyaz ışıkla benzer niteliklere sahip, aynı zaman sürecinde, aynı yoğunlukta biraraya gelen duyulabilir ses frekanslarının oluşturduğu gürültü ve bunun yarattığı etkidir. Beyaz gürültüye ilişkin kısa bilgi için http://en.wikipedia.org/wiki/White_noise ve http://www.wisegeek.com/m/what-is-white-noise.htm (erişim 23 Mart 2011) sayfalarından yararlanılabilir.

Akdeniz-Avrupa Sanat Derneği EMAA’nın Kıbrıs Güzel Sanatlar Odası EKATE ile birlikte projelendirdiği ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile The Management Centre ve NGO Support Centre’ın birlikte yürütmekte olduğu, UNDP-ACT  tarafından fonlanan ENGAGE, “Barışa Sen de Katıl” Projesinin Küçük Hibe Programınca desteklenen sergi, 19 Haziran-19 Temmuz 2010 tarihleri arasında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Bakşenti Ajansı Sanat Limanı “Taşınabilir sanat” Projesi kapsamında Antrepo 5’de, 3-10 Mart 2011 tarihleri arasında Kıbrıs, Lefkoşa EMAA Galerisi’nde açılmıştır.

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya (Özgün adı: Brave New World, 1947)’nın önsözünden,  Çev. Ümit Tosun, İstanbul, İthaki Yayınları, 5. B., 2007, s. 7.

Şarkı liriği için bkz. http://www.xs4all.nl/~werksman/cale/lyrics/fear.html (erişim: 17 Mark 2011).

Zehra Şonya (1973), Kıbrıs’ın her yanına dağılan koruganların savaş sonrasında  çocukların oyun alanlarından biri olarak kullanıldığını, bugün ise yıkılarak yerlerine apartmanların yapıldığını belirtti.

Ultrason cihaznn ağz ve kulağ gibi görev yapan, ses dalgalar üretip yansmalar alglayan parçası. www.mumcu.com.webarchive (erişim: 19 Mart 2011).

Gregory Flaxman (ed.), 200:., The Brain is the Screen: Deleuze and the Philosophy of Cinema: Deleuze and the philosophy of cinema, Trans. Marie Therese Guiris, Minneapolis and London: University of Minnesota Press.

Yiannos Economu, http://www.yiannoseconomou.net/pages/works_Fear.html (erişim: 11 Mart 2011).

Yiannos Economu, http://www.yiannoseconomou.net/pages/works_Fear.html (Accessed: 11 March 2011).